1453 OSMANLI KAHVENİN YOLCULUĞU

 

Rivayete göre kahve, bir ağacın meyvelerini yedikten sonra canlılık gösteren hayvanlar sayesinde fark edilmiş. Habeşistanlı bir Arap olan Dervis Şazili, bu ağacın meyvelerini kaynatarak içmiş ve aynı canlılığı kendisinde de hissetmiş.

 

Böylelikle kahve keşfedilmiş ve ilk zamanlarda ismini kaşifinden alarak ”şazili” olarak anılmış. Kahvenin bünyeye çok iyi geldiğine, ruhu tazelediğine inanılmış.

 

„Kahve ne niyetle içilirse ona yarar.“ - Şazili -

 

”Sihirli meyve” olarak da adlandırılan kahve, çok geçmeden Arap Yarımadası’nda hızla yayılmış. Sufiler tarafından fazlaca içilmiş ve Yavuz Sultan Selim Dönemi’nde Osmanlı’ya ulaşarak saray mutfağına yerleşmiş. Kahve Osmanlı’da o kadar çok benimsenmiş ki, kahve pişirmeden sorumlu olan kahvecibaşları saray görevlileri arasına eklenmiş. Bu kişiler sadık ve sır tutan kişiler arasından özenle seçilmiş ve böylelikle kahvenin, sohbet ve dostlukla olan yakınlığı daha da pekişmiş.

Saraydan konaklara, oradan da evlere ulaşan kahve, çok geçmeden İstanbul halkının vazgeçilmezi haline gelmiş. Satın alınan çiğ kahve çekirdekleri tavalarda kavrulmuş, dibeklerde dövülmüş, cezvelerde pişirilerek fincanlara dökülmüş ve güzel sohbetler eşliğinde içilir olmuş. Yolu İstanbul’a düşen Venedikli tüccarlar, bu lezzetli içecekle karşılaşmış ve onu Venedik’e götürerek Avrupa’yı kahve ile tanıştırmışlar.

Lezzetiyle tüm insanlığı ele geçiren kahve, günümüzde de türlü çeşidiyle birçok biçimde içiliyor. Farklı bölgelerden, farklı kültürlerden elde edilen kahve çeşitleri sofraları, sohbetleri süslüyor.

1453 Osmanlı olarak biz, kahvenin her çeşidini seviyor ve büyük bir keyifle servis ediyoruz..